Bu Blogda Ara

2 Temmuz 2022 Cumartesi

Hoş geldin Sen







Kaç yıldır aynı blokta oturduğum, sadece selamlaştığım biriydi o.
Ta ki o güne kadar…

İnsanlardan olabildiğince kaçan ben, o gün 
konuşmaya, anlatmaya ve dinlemeye gönüllüydüm.
Çünkü kendimden bir şeyler bulmuştum onda.

Hayata bakışında, insanları anlatışında, saflık derecesinde inanışında…
Hep bir umut beslemesinde, doğan güne ettiği duasında,
Yaşananların üstüne çektiği derin süngerinde.
Onda kalan güzel anlara tutunmasında,
Üzüntüsünden ustaca sıyrılmasında…
Kendisiyle dövüşmesinde,
Karşı tarafa duyduğu insani toleransında…

Tek farkımız, benden on yaş küçük olmasıydı.
Ve her şeye dibine kadar inanma çabası.

“Neden içimde bu kuşkuyla yaşayayım?
Neden güvenmeyeyim?” diye isyan ediyordu.

İşte bu da tecrübesizlikle gelen,
henüz yaşanmamış hayal kırıklıklarının evresiydi.
Toydu bu anlamda…
Ben zamanla bu gerçeğe ikna olmuştum.
Bu yüzden hep bir pay bırakıyordum insanlara:
Tam olarak güvenmemek için.
Ve daha az hasarla kurtulabilmek adına…

Ama bunun için zamanında çok fazla inanmak gerekiyordu.

Bir benzer yanımızı daha fark ettim:
Kavanoz kapağını açmaya çalışan bana tahammül edemeyen
bir erkek gibi atılıp, “Bırak ben yaparım,” demesi…
Tam benlikti!

Hayatla tek başına baş etmiş,
her işini kendi halletmeye alışmış bir anneydi o da.

Ona da adını “Sen güçlüsün, yaparsın” koymuşlardı.

İsmimiz bile aynıydı bu anlamda.

Bir kavanoz kapağı zorlamazdı onu.
O neydi ki yaşanmışlıklarının yanında?

Yıllar sonra anlattığı hikâyelerindeki
kronolojiyle denk gelmelerimiz,
renklere bakışımız,
kitap yazma telaşı,
müziğe duyduğumuz tutku…
Daha neler neler!

Yıllar sonra kendime rastlamak iyi geldi.
Oysa çok ümitsizdim.
Sevdim karşımdaki kendimi.

İyi ki sohbet etmişiz.

Hoş geldin sen…

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Hiç yorum yok:

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...