Bu Blogda Ara

30 Temmuz 2022 Cumartesi

Candan Severiz Biz?





İstanbul’un en yeni açık hava konser mekanı olan 
Vadi İstanbul Turkcell ile dün tanıştım.

Tabii buna büyük etken Candan Erçetin’in sahne 
farkından başka bir şey değildi.

Konser alanına, Vadi İstanbul Alışveriş merkezinin içinden geçiş verilmiş, 
çok güzel bir yer olmuş.

Belki bu güne kadar gittiğim, ulaşımı en kolay konser alanıydı.

Alışveriş merkezinin içinde Türk birisine rastlamak, 
kendimizi aynada görmekten öte değildi.

Çok üzücü bir durumdu karşılaştığım.

Uzun zamandır bu kadar net yüzleşmemiştim belki.

Yurtdışına çıkış yapamayanlar artık Vadi İstanbul’u ve
birçok yeri heves giderme yeri olarak kullanabilirlerdi.

Neyse ki Candan sahneye çıktığında bütün sinirlerim alınmıştı.

Adeta bir müzik şöleninde, rüya alemindeydim…

Yıllar ona hiç dokunmamış, daha da üstüne koymuştu.

Şarkılardaki hakimiyeti, mimikleri, sahne kullanımı, 
seyircisiyle diyalogları ve hiç detone olmaması yine muhteşemdi.

“Parçalandım” şarkısını söylerken biz de parçalandık. 

Kendisinin yazdığı sözleri dinlerken bir hayatı anlatıyordu aslında.

Parçalandım ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım

Birini açık denizlerin en derin yerine attım

Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile

Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım.

Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye

Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım

Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım

Önce savruldum yok oldum

Sonra dinlendim duruldum

Ve her giden parçam yerine

Yenisini doğurdum

Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun


Derken! Hepimiz yaşadık o duyguları.

Umutlarımızı tazelemek adına hep bir ağızdan ‘Elbette’ şarkısını söyledik.

Güneş her akşam batıp her gün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana

Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım

Bizde duygudan duyguya geçerek o güzel geceye veda ettik.
Yıllardır duruşunu bozmayan asil ve güzel kadın. 
Sen hep sahnede ol ve bizimle ol!
Biz seversek Candan severiz.

Sevgilerimle

Belgin Baykal



10 Temmuz 2022 Pazar

Hanginiz Çok Sevdi

 



Ansızın bir kapı çalar,

Aşkın sesini nerede olursa tanır kalp.

Uzun ara vermiş, dinlenmiş kalpler

Hazırdır yeniden buluşmaya.

Sonunu düşünmez her zaman...

Hani “Bir kıvılcım yeter, hazırım bak” der ya Sezen,

İşte tam da öyle başlar.

Önce aynılıktan doğar her şey,

Nasıl da heveslidir ruhlar ortak zevkler bulmaya.

Sanki diğer yarısını bulmuş gibi sevinir insan,

Başlar umutlar ekmeye…

Ama o duygular,

İki kişide aynı derinlikte yaşanmaz.

Sevmeyi bilen insan,

Nasıl güzel seveceğini de bilir.

Gösterir tüm içtenliğiyle;

Neyi saklayacaktır ki?

Aşk, oyun değildir.

Seviyorsan, seviyorsundur.

Ama işler her zaman öyle gitmez...

Sevmeyi bilmeyen biriyle karşılaştığında,

Kendi hislerini ona öğretmeye çalışırsın.

Her anlamsızlığı anlamlandırır,

Olmayanı oldurmaya uğraşırsın.

Ve onun gözünde sadece

“vazgeçilemeyen biri” olursun.

Yine başlar en kötü hastalık:

Gereksiz ego şişmesi.

Oysa aşk ortak alanda yaşanır.

Kimin daha çok sevdiği değil,

Kimin daha çok emek verdiği belirler sonu.

Ve bazen...

Sevgi fazla gelir.

İleriye dönük taramada,

Bunun hep böyle süreceğini anlarsın.

Çekersin kendini.

Uzmanlaşırsın uzaktan sevmelere…

Zararsızdır çünkü.

“Seven insan bırakmaz” derler ya,

Oysa bazen en çok seven gider.

Daha fazla yaralanmamak için.

Büyük değişime hazır değildir kalan da giden de.

Ve aşk, belki de en güzel yerinde biter.

“Zaten bir gün bitecekti” diyerek avunur kalbin.

Gerçekte kim daha çok sevmiş,

Ne fark eder?

Giden de kalan da aynıdır aslında.

Aşkları "kim daha çok sevdi?" değil,

"Kim daha çabuk vazgeçti?" belirler.

Sahipsiz kalır nadir duygular…

Beklersin bir süre,

Dinlendirirsin ruhunu.

Ve sonra teşekkür edersin…

Yorulmadığın, daha fazla acı çekmediğin için.

Sen toparlarsın kendini,

Ama o, yeni başlar belki daha çok sevmelere.

Aşk bu…

Oyun sevmez.

Saygı gösterin geldiğinde.


Sevgilerimle,

Belgin Baykal

7 Temmuz 2022 Perşembe

Siz Hiç Çocukluğunuza Rastladınız mı?

 


Sıcak bir günde, kitabımı ve kulaklığımı alıp havuza gittim.

Ama gözlüğümü evde unutmuştum.

Kimsenin olmaması her zamanki gibi tercihimdi.

Koca alanı beş kişi kullanıyorduk.

Gözlüğümün olmayışı, sadece müzik dinlememe

ve etrafı gözlemlememe neden oldu.

Evden çıkarken her zamanki o “ne unuttum acaba?”

sorusu yine karşıma çıkmıştı.

Bu defa gerçekten iyi ki unutmuşum…

Çünkü o küçük kızı kaçırmak istemezdim.

Küçük Ela, kendi hazırladığı çantasıyla gelmişti havuza.

Havlusunu itinayla bir şezlonga serdi.

Çantasından havuz gözlüğünü ve şnorkelini çıkardı.

Sonra etrafına hiç aldırmadan koştu, duş aldı ve havuza atladı.

Sıcak mı, soğuk mu hiç umursamıyordu.

Zorunlu yüzücü gibiydi.

Üşüdüğünü bile belli etmiyordu.

O kadar kendine hakimdi ki…

Suyun içinde özgürlüğünü ilan etmiş gibiydi.

Oradan oraya savruluyor, defalarca atlama denemeleri yapıyordu.

Kendine “oldu” onayını verene kadar da pes etmiyordu.

Yanına gelen başka bir kıza aldırmadan

oyununa devam etti.

Sonra yorulup çıktı.

Havlusuna sarındı, kurulanıp oturdu.

Çantasından güneş kremini çıkarıp büyük bir dikkatle sürdü.

Her hareketi o kadar bilinçliydi ki…

Sanki küçük bir yetişkin.

Yaşı tahminimce 8, belki 9'du.

Ama davranışları yaşından çok ileriydi.

Sonra kendini güneşe bıraktı.

Beyaz teni yanar mı diye endişelendim.

Ama o kadar huzurluydu ki, karışamadım.

Ona dikkatle bakarken,

yüzündeki gülümseme bir yerlerden tanıdık geldi.

Sonra fark ettim…

Ben yıllar sonra çocukluğumla karşılaşmıştım.

Psikologlar hep der ya,

“Geçmişteki o çocuğa git, sarıl.”

Benimse terapiye gitmeme bile gerek kalmamıştı.

Çünkü o çocuk yanımdaydı.

Sorumluluklarının farkında,

az hata, çok bilinç ve huzurlu bir yaşam arayan…

Birazdan havuzdan bunaldığım için içeri geçtim.

Sonra duş bölümünde tekrar karşılaştık.

Yanına bir arkadaşı gelmişti.

O bu kez onun eşyalarını toparlıyordu.

–“Şampuanı yine duşta bıraktın değil mi?” dedi.

Ve göz açıp kapayıncaya kadar buldu getirdi.

Arkadaşı ise onun kadar farkında değildi hiçbir şeyin.

Daha bağımlı, daha dağınık ve oldukça çekingen görünüyordu.

Artık dayanamadım, konuşmalıydım onunla.

İçimden bir ses “Bu çocuk kesin kova burcu” diyordu.

–“Ela, senin burcun ne?” dedim.

Şaşırarak baktı bana, şnorkelini yıkarken.

–“Kova burcuyum ben,” dedi o tatlı gülümsemesiyle.

İçimde bir şey kıpırdadı.

–“Biliyordum!” dedim.

“Ben de kovayım. Seni havuzdan beri gözlemliyorum biliyor musun?

Ne kadar sorumluluk sahibisin, hayran kaldım.”

Nazikçe sordu:

–“Sizin doğum gününüz ne zaman?”

–“6 Şubat,” dedim.

–“Aaa benimki de 6 Şubat!” dedi.

“Yalnız kışın doğduğum için biraz üzgünüm,

çünkü herkes ara tatilde oluyor.”

Onun derdi başkaydı, ben ise bu büyülü tesadüfün izindeydim.

Neden çocukluğumla karşılaşmıştım?

Neden bugün?

Ela yanımdan ayrılırken bana daha birçok şey anlattı:

Arkadaşını, dayısını, yengesini…

Gevezeliği bile bana benziyordu.

Ben de çocukken, evde olan biten ne varsa

yakınlık kurduğum kişilere anlatırdım.

Ah Ela…

Artık çocukluğumu özlediğimde seni hatırlayacağım.

Umarım bir gün yeniden karşılaşırız,

geleceğin yorgun ama huzurlu kızı.


Sevgilerimle,

Belgin Baykal




2 Temmuz 2022 Cumartesi

Hoş geldin Sen







Kaç yıldır aynı blokta oturduğum, sadece selamlaştığım biriydi o.
Ta ki o güne kadar…

İnsanlardan olabildiğince kaçan ben, o gün 
konuşmaya, anlatmaya ve dinlemeye gönüllüydüm.
Çünkü kendimden bir şeyler bulmuştum onda.

Hayata bakışında, insanları anlatışında, saflık derecesinde inanışında…
Hep bir umut beslemesinde, doğan güne ettiği duasında,
Yaşananların üstüne çektiği derin süngerinde.
Onda kalan güzel anlara tutunmasında,
Üzüntüsünden ustaca sıyrılmasında…
Kendisiyle dövüşmesinde,
Karşı tarafa duyduğu insani toleransında…

Tek farkımız, benden on yaş küçük olmasıydı.
Ve her şeye dibine kadar inanma çabası.

“Neden içimde bu kuşkuyla yaşayayım?
Neden güvenmeyeyim?” diye isyan ediyordu.

İşte bu da tecrübesizlikle gelen,
henüz yaşanmamış hayal kırıklıklarının evresiydi.
Toydu bu anlamda…
Ben zamanla bu gerçeğe ikna olmuştum.
Bu yüzden hep bir pay bırakıyordum insanlara:
Tam olarak güvenmemek için.
Ve daha az hasarla kurtulabilmek adına…

Ama bunun için zamanında çok fazla inanmak gerekiyordu.

Bir benzer yanımızı daha fark ettim:
Kavanoz kapağını açmaya çalışan bana tahammül edemeyen
bir erkek gibi atılıp, “Bırak ben yaparım,” demesi…
Tam benlikti!

Hayatla tek başına baş etmiş,
her işini kendi halletmeye alışmış bir anneydi o da.

Ona da adını “Sen güçlüsün, yaparsın” koymuşlardı.

İsmimiz bile aynıydı bu anlamda.

Bir kavanoz kapağı zorlamazdı onu.
O neydi ki yaşanmışlıklarının yanında?

Yıllar sonra anlattığı hikâyelerindeki
kronolojiyle denk gelmelerimiz,
renklere bakışımız,
kitap yazma telaşı,
müziğe duyduğumuz tutku…
Daha neler neler!

Yıllar sonra kendime rastlamak iyi geldi.
Oysa çok ümitsizdim.
Sevdim karşımdaki kendimi.

İyi ki sohbet etmişiz.

Hoş geldin sen…

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...