Bu Blogda Ara

8 Kasım 2021 Pazartesi

Kadınlar Hasta Olursa









Sabah uyanmış, her zamanki rutinini tamamlayıp
işine gitmek üzere yola çıkmıştı Sedef.
Arabasını çalıştırdığında benzinin az olduğunu fark etti ve 
en yakın istasyona uğradı.
Kasada ödeme yapan kişi, hiç görmek istemediği komşusu Mine Hanım’dı.
Ne zaman karşılaşsalar, yanında bir dertle ayrılırdı.

Yine öyle oldu.
Mine Hanım yorgun ve solgundu.
Sedef dayanamayıp sordu:

— Geçmiş olsun, iyi misiniz?

— Kaç gündür toparlanamadım. Soğuk algınlığı işte... Yorgunluk da cabası.

— Neden dışarıdasınız, evde dinlenseniz keşke?

— Ben durursam hayat durur, dedi gülümseyerek. 
     Evde ikizler var, bir de düzen hastası bir eşim...

Sedef şaşkındı. Mine anlatmaya devam etti:

— Eşim destek olur tabii. Mesela ilaç getirir, meyve alır. 
Ama çabuk iyileşmemi ister.
Düzen bozulmamalı. Hastalığım bile hızlı geçmeli onun için.

Sedef dikkat kesilmişti.
Mine devam etti:

— Ev işlerine karışmaz. Bilmez, öğrenmedi, ben de 
sorun çıkmasın diye öğretemedim.
O eve gelişini bile planlar. Kitabı hazır, filmi belli.
Sürpriz sevmez. Hele hastalık!
Onun planını bozmasın yeter.

— Bunu neden yapıyorsunuz kendinize?

— Bilmiyorum. Böyle gördüm, böyle alıştım.

Mine bir iç çekti:

— Dün akşam çocukları kreşten aldım, duş, oyun, yatak...
Kendim perişanım, mutfakta nane limon kaynatıyorum. Eşim geldi,
"Biraz kırgınım, bana da ıhlamur yapar mısın?" dedi.

Sedef’in gözleri kocaman açıldı:

— Gerçekten mi?

— Evet. Ben hastaysam, o da hemen hastalanır. Bu konuda çok uyumluyuzdur. :)
Ben yüzüne baktım diye tersledi:
"Ne oldu? Niye öyle baktın?" dedi.

— Tek başına hastalanma lüksüm bile kalmamış…

— Sarılsa iyi gelir miydi? dedi Sedef.

— Hayatım niye sarılsın, ayrıca virüslüymüşüm.
O anda zaten iyi gelmez.
Onu hayatımın prensi olarak görmüyorum ki…
Sorunlarımın bir parçası sadece, dedi Mine içini çekerek.

Sonra durup Sedef’e baktı:

— O kadar belli ki evlenmediğin. Şu hasta halimle sabah sabah güldürdün beni.

Sedef utandı ama o da gülümsedi.

— Sonra ne oldu?

— Ona da ıhlamur yaptım. İkimiz de kendi hastalığımızla baş başa kaldık.
Kendi rutinimizde, sessizce.

Sedef içten gülümsedi:

— “Bireysel hastalık” güzelmiş, bu bana daha çok uydu.

— Uyar tabii. Bu günlerin kıymetini bil.
Sorumluluğun dışında bir şeyin olmaması bazen büyük bir konfor.

Mine evine dönerken ekledi:

— Yardımcım da işi bırakınca her şey üzerime kaldı.

Sedef onun yorgunluğunu görünce bir cümle fısıldadı:

— Akşamları yardım gerekirse, ikizleri bana bırakabilirsiniz…

Mine şaşırmıştı ama içtenlikle cevap verdi:

— Ah Sedef’ciğim… Sen çok iyi bir insansın. Unutma, 
senin de bir ablan var burada artık.
Her zaman beklerim.

Sedef bu sözlerle yumuşadı.
O mesafeli komşuluğun yerini bir bağ almıştı.
Bir insanın “nasılsın?” sorusuyla bile ne kadar yalnızlığını açabileceğini fark etti.

Arabaya binerken, omzundaki yük bu sefer gönüllüydü.

Yol boyunca düşündü:
Dışarıdan görünen mutlu tablo, içeride buz gibi bir yalnızlığa dönüşebiliyordu.

“Umarım benim eşim böyle biri olmaz,” dedi içinden.

Ama bilmiyordu ki çoğu öyleydi.
Ve bu hayat, biraz da bizim şekillendirdiğimiz gibiydi.

Sağlıklı günler dilerim tüm eşlere…

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Hiç yorum yok:

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...