Kimisi için hayat, açık büfe bir restoranda kendini kaybetmek gibidir.
Tabağı doluyken bile gözü alamadıklarında olur.
Yetinmeyi bilen içinse mesele daha sadedir:
Tabağının ve midesinin aldığı kadardır hayat.
İnsanın gözünü bir türlü doyuramaması bir hastalık mıydı,
yoksa öğrenilmemiş bir terbiye mi?
Hep bir başkasının hayatına bakmaktan,
başkasının sahip olduklarına özenmekten
insan kendi hayatını göremez olur.
Oysa onun hayatı da bir başkası için hayal kurma sebebidir.
Sahip oldukları yetmez bazılarına.
Ama yetmemesinin sebebi eksiklik değildir.
Kıyaslarıdır.
Gözü hep yukarıda olan insanın huzuru olmaz.
Çünkü yukarının sonu yoktur.
Daha zengin biri vardır.
Daha güçlü biri vardır.
Daha genç, daha güzel, daha gösterişli biri mutlaka vardır.
Ve kıyas başladığı yerde
şükür susar.
Oysa doymak, sahip olmakla ilgili değildir.
Doymak, kabul etmekle ilgilidir.
“Bu benim.” diyebilmekle.
“Bu bana yeter.” diyebilmekle.
Gözü hep yukarıda olan insan
bulunduğu yeri kabullenemez.
Ve kabullenemediği her yerde
yanındakini de huzursuz eder.
Çünkü sürekli bir eksik duygusu yayar etrafa.
Oysa gerçek güç
hep daha fazlasını istemek değil,
elindekini küçümsemeden görebilmektir.
Yukarı bakmak kötü değildir.
İnsan hayal kurar.
İnsan daha iyisini ister.
Ama hayal, şükrü susturuyorsa ve gözün,
sahip olduklarını görmezden geliyorsa…
Hayal sandığın şey, eğer seni körleştiriyorsa…
bir gün seni gerçeğinle yüzleştirir.
Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder