Bu Blogda Ara

2 Kasım 2021 Salı

Gönüllü Yazar Olmak!








Yazmak…
Kimine göre bir hobi,
Kimine göre bir iç dökme biçimi,
Ama yazan için çoğu zaman hayatta kalma çabası.

Kalemin ucundan dökülen kelimelerin
Yalnızca güzel bir paragraf değil,
Bir direniş olduğunu kim fark eder?

Bugünlerde yazara “gönüllü” deniliyor.
Üstelik bu sıfat, yazardan önce belirlenmiş.
Kim koymuşsa koymuş,
Bir daha da kimse sorgulamamış.

“Sen yazmayı seviyorsun ya,
O zaman bizim için de birkaç yazı çıkarırsın.”
Bakış bu.

Yani…
Bir doktor sevdiği için mi iyileştirir?
Bir usta, tutkusu var diye mi tamir eder?
Sanırsın yazmak sadece bir heves,
Emekle, zihinle, zamanla ilgisi yok.

Oysa yazmak, susarak bağırmanın en sade halidir.
Bilgisayarın başında kamburun çıkar,
Gözün yanar, omzun tutulur…
Ama cümlelerin ayakta kalır.
Bir cümleyle dünyayı anlatabilirken,
O dünyada kimse seni anlamaz.

Görünürde rahatsın,
Ama zihninde bir savaş çıkar her seferinde.
Bir kelimeyi yerleştirene kadar,
İçinde kaç kere devrilirsin… kimse bilmez.

Ve sonra senden “yardım” beklerler.
Sanki her yazının içinde
Onca birikmiş gece, kırılmış heves,
Yalnız bırakılmış onay çığlığı yokmuş gibi.

Hiç sormazlar:
Yazar, kendini kaç kez silip baştan yazdı bu cümle için?

Ama yine de yazarsın.
Çünkü anlatmadan duramazsın.
Yazmazsan eksik hissedersin.
Yazarsan görünmez…

Ne tuhaf değil mi?

Yazar olmak güzel.
Ama sadece yazabildiğin zaman değil;
Yazdığının kıymet gördüğü zaman…

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

11 Ekim 2021 Pazartesi

Aşk Acısı Geçer mi?








“Aşk nedir, ben inanmam” diyenlerin bile
Yolları bir gün o yerle kesişir.
Eğer biraz duygunuz varsa,
Bir şekilde aşk size de dokunmuştur.

Kimi zaman hiç düşünmeden,
Kim olduğunu anlamadan
Bir anda içinde bulursunuz kendinizi.
Belki aklınızdaki kalıplara hiç uymuyordur.
Defalarca “olmaz” dediğiniz birisidir.
Ama aşk, plan dinlemez.

Bir anda bağımlı hissedersiniz.
Ne varlığıyla, ne yokluğuyla avunabilirsiniz.
Zihniniz “olmazlar”la savaşır.
Çünkü insan, yasak olanı arzular.
Neye sınır koyarsanız,
Orası ilgi alanınız olur.

“Olmaz” dediğiniz bu ilişkiden
Vazgeçtiğiniz gün,
Aşık olduğunuzu anlarsınız.

Ayrıldığınızda,
Bir daha göremeyeceğinizi bildiğinizde
Her şey, bir hasrete dönüşür.
Sizi sıkan detaylar bile
Özlediğiniz şeylere dönüşür.

Aşk yokluk bilincidir.
Sevgi birlikte büyür,
Ama aşk — hastalık gibidir…

Peki, aşk acısı geçer mi?

Geçer.
Ama kolay değil.
Her yerinden yaralanmış birinin iyileşme süreci gibidir.
Kimisi çabuk toparlar,
Kimisinin yılları alır.

Eğer bir veda dönüşsüzse:
Hiçbir anıyı saklamayın.
Bekleyin, kabuk bağlasın.
“Çivi çiviyi söker” diyerek
Başka kalplerde iyileşmeye kalkmayın.
Kimse sizin hemşireniz değil.
Bu acı sizin.
Ve ancak siz iyileştirebilirsiniz.

Peki geçtiğini nasıl anlarsınız?

Onun adı geçince
Ya da bir yerlerde onu görünce
İçiniz kıpırdamıyorsa…
Tebrikler. Atlatmışsınız.

Aşk, en güzel mucize…
Ama en ağır hastalık da olabilir.
Öyle bir sancıdır ki
Güzelliklerini bile karalar insana.

“Kim istemez mutlu olmayı…
Ama mutsuzluğa da var mısın?”
Dememiş mi Cemal Süreya?

Aşksız insan ölmez…
Ama içi donar.
Bitkisel hayatta gibi yaşar;
Hobilerle, alışkanlıklarla…
Mutluymuş gibi…

Nazım Hikmet zaten en güzel haliyle anlatmış:

“Ben sensiz de yaşarım,
Ama seninle bir başka yaşarım.”

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

11 Ağustos 2021 Çarşamba

Aile Olmak!





Evlerin bir gizemi vardır. İçinde neler yaşanır, kimse bilemez — yaşayanların dışında. Yaşayanlar da bildiğini sanır. O odalar, o kapılar, o duvarlar neler gizler… Evin içinde bile bölünmeler olur, taraflar seçilir. Ortada bir sır vardır; herkes bilir ama birbirinden saklar. Ya da ortaya çıkana kadar, sakladıklarını sanırlar. Bizim evde; üç kız kardeş, anne ve baba arasında Babam kendini hep yalnız hissederdi. Bu yalnızlığı, demokrat görünümlü diktatörlüğüne borçluydu. Çünkü ona her şey anlatılmazdı; Olay çıkarabilme potansiyeli fazlaydı. Ama babamın bir başka yanı da vardı: Büyük olaylarda olgun davranırdı. “Babam duyarsa bittik” dediğimiz şeylerde Biz bitmezdik. Babam gerçekten baba olurdu. Yine de bizimle ilgili hiçbir olumsuz hikâyeyi unutmazdı. Olmadık zamanlarda hatırlar, mutlaka hatırlatırdı. En sevdiği şey, olmadık şeylerden sorun çıkarmaktı. Ya da hayatımızı yerinden oynatacak kararlar almaktı. Orta üçteyken aynı yıl üç okul değiştirmiştim. Çünkü babam “öyle olması gerektiğini” söyledi Ve şehir değiştirdik. Kendince haklı nedenleri vardı mutlaka — ama kendince. En mutsuz senemdi. Sonunda pişman olup aynı yıl geri dönünce, Kararının ne kadar gereksiz olduğunu bize tatbikatlı anlatmış oldu. Üçüncü okuluma kavuşmuştum, ama ne zorluklarla. Yakınmalarıma hiç aldırmazdı: “Okuyacak çocuk her yerde okur,” der geçerdi. Şimdi aileler çocukların psikolojisini düşünürken çok gülüyorum. Bizim psikolojimizi bozmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Ama yine de sağlam kalmaya çalışmıştık. Aynı aileden kardeş olarak aynı mı çıktık? Tabii ki hayır. Farklı karakterlerdeydik. Olaylara verdiğimiz tepkiler de öyle… Kardeşliğin en güzel yanı, Olumsuz durumlarda bir olabilmemizdi. Her şeyi kendi aramızda konuşurduk. Ama bazen biz bile ikiye bölünürdük. Taraflar her gün değişebilirdi. :) Babam, sadece idare ettiğimizi sandığımız biriydi. Ama her şeyi bilirdi aslında. Ya da sakladıklarımız eninde sonunda ortaya çıkardı zaten. “Bir de kimse duymasın” olayımız vardı… En komiği oydu. Bir şeyi anlatırken hep şöyle başlardık: “Sakın kimseye söyleme!” Sonra bir bakardık, herkes biliyor. Nasıl bu kadar hızlı yayılırdı, biz bile şaşırırdık. Kardeşler arasında kıskançlık duygusunu yıllar sonra öğrendim. Bizim bir yerlere gitme ihtimalimiz bile Saklanmalı, paylaşılmamalıymış meğer. Çünkü bizim aile mutlu insan sevmiyormuş. :) Hep sorunlu ve hüzünlü olmalıymışız. İnsan psikolojisinin Ne kadar kolay bozulup, Ama ne kadar zor tamir edildiğini Sevgili ailem sayesinde anlamıştım. Aile olmak güzel… Ama gerçekten bir aile olabiliyorsak, değil mi? Belgin Baykal

25 Temmuz 2021 Pazar

Gittikçe Bana Benziyorum



Yeni açılmış bir mekân, oldukça kalabalık…
Kültür olarak arada kalmış…
Bir yanda caz müzik çalıyor,
Diğer yanda çoluk çocuk kalabalık aileler,
Serpme kahvaltılar eşliğinde serpilmişler,
Hiç görmemiş gibi yiyorlar.

Ben de akvaryumun en sakin kaya diplerinde yaşayan
Beta balığı gibiyim.
Kendime kuytu bir yer arıyorum,
Alt tarafı küçük bir kahve molası için.

“Arada insanlara karış” diyorlar,
Söz dinliyorum ve karışıyorum,
Sonra mutsuz olup söylenerek evime dönüyorum.

Beni mutsuz eden şeylere neden karışmak zorundayım,
Bunu sorguluyorum.
Sonra
"Karışmasaydım mutluluğun ne olduğunu bilemezdim" diyorum.

Kendimle nasıl bir iletişim kurduysam
Her sorunun cevabı da bende, gördüğünüz gibi. :)

Acılar, üzüntüler, hastalıklar bize hep derstir.
Hayat; mezun olamadığımız,
Her gün şaşırdığımız
Ve yeni yeni bilgileri almak için
Sürekli mücadele ettiğimiz büyük bir okul.

Ya hiçbir şeye kafa yormadan “ot” gibi yaşarsın
Ya da dibine kadar gerçeğe ulaşmaya çalışırsın.

Ama galiba ortalarda bir yerde mutluluk…

Ne çok fazlasını öğreneceksin
Ne de çok azıyla yetineceksin.
Ne çok fazla kazanacaksın
Ne de "bu ayı nasıl geçireceğim?" diye düşüneceksin.

Sana zarar verecek arayışların olmayacak mesela…

Mutsuzsan adını koyacaksın
Ve hayatını ona göre şekillendireceksin.
Mutluysan başkalarını mutsuz etmek adına
Mutluluğu aramayacaksın.

Kiminle oynarsan bu oyunu umarsızca,
Bir gün seninle de hayat oynar.

Hayatın bir karması var.
Ben başıma gelen her şeyde geçmişe gidiyorum.
Kime ne yapmıştım,
Kimin kalbini kırmıştım da
Şu an bununla yüzleşiyorum diye.

Gerçekten de yine buluyorum:
Kırdığım yerden kırıldığımı çok gördüm.
Hâlâ da bitmeyen bir karmanın içindeyim.
Ama daha güçlüyüm…

Ben güçlü doğmadım mesela.
Benim kanatlarımı kırmaya çalışan insanlara rağmen
Ben yaralı bereli uçmayı seçtim.
Acizliği hiç sevmedim.

İnsanların bana yaptıklarıyla değil,
“Ben ne yapabilirim onun için?” diye
Defalarca aynı yerlerde oyalandım.

Bunu onlar için yapmadım aslında.
Yine kendi huzurum için yaptım.

Ben bununla mutlu oluyorum.
Böyle de devam edecek sanırım.
Kuyruk dik,
Hasar büyük
Ama kontrol altında…

Sevgilerimle,
Belgin Baykal

12 Temmuz 2021 Pazartesi

Akıştayım Yine




Bazen başka havada olurum ben,

Sen klasik müzik dinlerken,

Ben batıralım mı bu dünyayı?

Batsın bu dünya diyelim mi diye haykırırım,

Arabesk kaçar ruhuma,

Çığlıklarımız aynıdır aslında,

Bazen ben sen olurum, gelir Vivaldi ‘dört mevsim’ kulaklarıma,

Ya da Hauser, ‘Adagio’ ile dağıtır tüm ruhumu derinlerde,

Bir kız çocuğu ağlar çaresiz içimde,

Anlatamam ki bu hayatı, ben de çözemedim diyemem ki…

Sadece sakin kal, mutlu kal..! diyebilirim.

Her söylenene inanma!

Araştırmadan yargıya varma!

Bilemezsin kimsenin ne yaşadığını derim,

Sonra dönerim yine kendi hayatıma ve yaşanmışlıklarıma,

Sen hızlı hızlı yüzüp karaya ulaşmaya çalışırken,

Ben kendimi sırtüstü bırakırım sulara,

Nasılsa bildiği gibi sürüklemeyecek mi beni kıyıya,

Gerek yoktur senin gibi çırpınmalara, kendini yormaya,

Daha önce yorulduğum için bilirim…

Hayatın dengesini ben bozamam,

Ama o benim dengemi bozabilir ona karşı gelirsem,

Ben teslimim her şeyimle ama sağlam ilkelerimle,

Bak buradayım, koyvermişim kendimi akışa.

Sakin, dingin derin sularda…


Belgin Baykal


6 Temmuz 2021 Salı

Gidemem Bu Şehirden





Hani benim yerime koy kendini diyorsun ya,

İşte! Ben bir hayatın üstüne bir hayat daha koyamıyorum,

Hani benim gibi düşün diyorsun ya!

Kendi düşüncelerimle baş edemezken, senin gibi nasıl düşünürüm?

Çıkmazda benim yollarım, oklar hep beni gösteriyor.

Yalnız, dimdik, yıkılmaz bir tabela gibi…

Bir gün terk edip gideceğim bu şehri,

Ama içim el vermiyor, gittiğim yerde yine 

benimle karşılaşmayacak mıyım?

İçimde yarım kalmış sevdalarımla başka şehirde güne

başlamak bana iyi gelir mi sanıyorsun?

Senden kaçarken benden nasıl kaçacağım?

Peşime düşmez mi tüm terk edişlerim, edilişlerim.

İçimi yakmaz mı başka şehirde yağan yağmur, açan güneş.

Aynı şehirde sensizlik bile güzel!

Kaçtığım her yerde seni görmek ister gözlerim,

Hayal de olsa bir umuttur işte!

Beni bulmanı istemez mi yüreğim?

Bulsan ne olacak o da ayrı…

Kendisinden başka kimseye güvenmeyen insan, 

sana kendini teslim eder mi sanıyorsun?


“Uzaktan sevmek en güzeliymiş” dememiş mi Cemal Süreya?

“Öyle uzaktan seviyorum seni

Kırmadan

Dökmeden

Parçalamadan

Üzmeden

Ağlatmadan uzaktan seviyorum”


Belgin Baykal

16 Haziran 2021 Çarşamba

İyi olmak mı, kötü olmak mı?








İyilik ve kötülük bir seçimse, hangisini seçerdin? Kalbinde hangi duyguyu besliyorsan, ona yakın olanı değil mi? Doğduğun dünya, yaşadığın hayat ne kadar kötü olursa olsun, içinde bir yerlerde bir iyilik kalmıştır. Ama o duyguyu olmadık bir canlıda gösterebilirsin. Kimsenin sevmediği ya da bakmadığı, hor gördüğü… Kendi yaşadıklarınla onu eşitleyip, daha yakın hissedebilirsin. Hapishanede hamam böcekleriyle dostluk kurmuş mahkûmları, yılanlarla aşk yaşayan insanları düşününce durum tam da
böyle geliyor insana. Ruh sağlığı, bütün hastalıklardan daha tehlikeli bana göre. Tedavisi de kişinin isteğine bağlı maalesef. Ya başkaları tarafından hasta edilen, ya da başkalarını hasta eden insanlar… Artık ne kadar arttı bu durum. En kötüsü de farkında olmamak! Yıllarca iyilik yapan ve kendisini buna adayan kişiler
hep aynı itibarı görür: “O iyidir, o yapmaz, ona güvenirim...” gibi başlar sözler. Bir gün bunlardan vazgeçip kendi hayatına bakarsa, istedikleri gibi davranmazsa hemen dışlanır. Eski yaptıkları bile unutulur. “Bu eskiden böyle değildi, bir şeyler oldu, aman ne hâli varsa görsün”
diye yok sayılır. Kötülük de bunun gibidir… Yıllarca yolunu kötülükten yana kullanan, herkese maddi manevi zarar veren bir insanın aniden değişmeye karar vermesi, iyi insan olmaya çalışması çevresi tarafından takdir görür. Hatta yeni kimliğine ve değişimine itibar gösterilir. Günün sonunda iyi ve kötünün eşitlendiğini, hatırlanan şeylerin son yaptıklarınız olduğunu biliyor musunuz? Yıllarca okulda tembellik yapıp çalışmayan bir öğrencinin, son sene çalışıp takdirle geçmesi gibi... Hemen çalışkanlar arasına alınıp puanı da yükseltilebilir. Diğer taraftan, yıllarca hep aynı çizgide çalışkan olan öğrenciyle eşitlenir. İş hayatınızda size sürekli kötü davranan bir yönetici düşünün. Hayatı burnunuzdan getirmiş, yaşam sevincinizi çalmış, sizi işinizden soğutmuş… Ama bir gün işe geldiği zaman size bambaşka davranmış; yaptığınız işi övmüş, size teşekkür etmiş ve ertesi gün bir de dinlenme izni vermiş. O an, her gün size iyi davranan diğer yöneticinizden daha çok mutlu eder sizi. Bunun nedeni; iyi insanı zaten elinin altında görmekten geliyor. Ona çok fazla bir şey yapılmasına gerek yoktur! O zaten her şekilde iyi davranır. Hatta bu iyiliğinden dolayı suistimal edilip, daha kötü davranışlarla karşılaşması da büyük olasılıktır. Tıpkı yapılan iyilikleri unutmak gibi, yapılan kötülükleri de unutmak mümkün demek ki... Aynı durum, bir ailenin bir engelli, bir de normal çocuğunun olması gibi. Engelli çocuğun iyileşmesi, her gün yeni şeyler yapabilmesi, ailenin mutluluk kaynağıdır. Ona çok özel ilgi gösterilirken, diğeri unutulur. O sırada normal doğmuş çocukları, ağzıyla kuş tutsa bile onun gördüğü ilgi ve şefkati göremez. Çünkü “normal”dir ve ondan beklenen budur. O zaten başarılı olmak zorundadır. Ama ona böyle davranarak, ruhunda ne büyük hasar yarattıklarının farkında bile olmazlar. Böyle zamanlarda çocuklar dikkat çekmek için her türlü kötülüğe yönelebilirler. Takdir görmek, bir şeyler başarmak için daha da batabilirler. Yaranma ve memnun etme isteği de gelişebilir. Ona kötü davranan kişileri memnun etme ve takdir görme çabasına girebilirler. Kendi mutluluklarından bile vazgeçerler. Durum böyle olunca, iyilik kavramı da kişiye özel bir hâl alıyor. Yani kendini iyi hissettiğin yol hangisi ise, onu tercih ediyorsun. Hayatın dengesi yok. Neler yaşayacağını, başına neler gelebileceğini bilemezsin. Karşılaştığın zorluklar karşısında seçim senin elinde. İyi de olabilirsin, kötü de… İç sesin seni yönlendiriyor, yani beslediğin duygular… Sana kötü davranıldı diye tüm dünyayı yakmak yerine, tam tersini de yapabilirsin. Ya da hayatın boyunca sana iyi davranıldığı için bunları hak ettiğini sanıp şımarmamalısın. Başka yaşamlara bakınca, bunun senin için bir şans olabileceğini de düşünebilirsin. Yaptığımız her davranıştan biz sorumluyuz. Başkalarına yardım ediyorsak, kendimizi iyi hissettiğimiz içindir. Ya da kötü davranıyorsak, bu artık bizim kendimizi ifade şeklimizdir. Ama doğru tektir: Bu hayatı iyilik ve sevgi kurtarır. Sizi de tabii… Belgin BAYKAL

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...