Bu Blogda Ara

blog yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2012 Salı

Oğlum Var Derken





Mutlu bir başlangıçla gerçekleşen evlilik ve sonrasında 

erkek çocuk beklentisi... 

Birçok ailede büyük önem taşır erkek çocuk sahibi olmak.

"Erkek adamın oğlu olur" lafı da bunu iyice ateşler.

Her ne kadar "Erkek, kız fark etmez! Sağlıklı olsun yeter ki"

deseler de babalar, hep bir erkek çocuk beklentisi yatar. 

O müthiş olay gerçekleştiğinde şenlik olur evler.
Erkek çocuğu sahibi olan baba, ağzını doldurarak “Oğlum oldu” der.
Annenin de çok başka bir haz duygusu başlar.

Bütün dünya, yeni doğan o küçük erkek çocuğunun üzerine kurulur.
Bir ailenin başına gelen en iyi şey olmuştur.
Erkek çocuğuna o gözle bakılır.

Bu özenle büyütülen çocuk, büyük bir törenle sünnet edilerek
aile tarafından “Erkek oldu” unvanına eriştirilir.

Oyunlar, maçlar, taraftarlık, skorlar... Her şey erkek çocuğu içindir.

Oğlum değil mi? Ne isterse yesin, ne isterse yapsın, 

Bütün kızlar elinin kiridir. Çapkınlık onun şanından gelir.

Bu şekildeki abartılı sözlerle büyütülen erkek çocuğu için askerlik vakti gelir. Ailenin o heybetli bakış açısı ve erkek çocuğuna gösterdikleri özel durum, yerini matemli bir havaya bırakır.

Tabii ki zor bir durumdur: Ayrı kalmak, eski rahatını sağlayamamak... 

Ama "Bir oğlum var" diyorsanız;

Gerçekten bir özrü olmadığı sürece, 1 ay da olsa askerlik yapmalıdır.

Onun dışında, bütün askerlik yapanlara büyük haksızlıktır bu "bedelli yasası."

"Oğlum var" derken, iyi düşünün:

Ne kadar iyi yetiştirdiniz? 

Ülkesini, milletini, vatanını, ailesini sevip koruyacak kadar mı?

Yoksa bedelini ödeyebildiği her şeyi, 

kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacak kadar mı?

Sevgilerimle,

Belgin BAYKAL

28 Nisan 2012 Cumartesi

Bile Bile Sevmek





“Bile Bile Sevmek”

Bile bile sevmek ne zordur…
Sonunu bilirken yine de körü körüne atlamaktır ateşe.
Kalp her seferinde bilir canının yanacağını ama denemekten vazgeçmez.
“Acıtır ama öldürmez” diye diye devam eder sevmelere…

Haklıdır belki de yürek, çünkü sevmek için yaratılmıştır.
Yenik düşse de duygulara,
Acılarını kendi içinde iyileştirecek kadar güçlüdür aslında.
Bazen kime, neden olduğunu bile bilmeden sever.
Bazen de sırf sevmek için…

Ve ne yazık ki iki kalpten biri farklı anlar o sevgiyi.
Aynı yere baktığınızı sanırken,
Farklı yönlerde bulursunuz kendinizi.
Aynı sandığınız şeyler bile,
Aslında ayrılıklarınızın başka bir biçimidir.

Aldığınız her nefesin aynı olduğunu sanırsınız.
Ama bir anda… değişir her şey.

“Seni seviyorum” diyen bir ağız,
O sözü yüreğinden mi söyler, yoksa sadece dilinden mi dökülür?
Bu kadar kolay mıdır severken vedalaşmak?
Yoksa sevildiğini zanneden yürek yine mi kandırılmıştır?

Kış güneşine aldanıp erken açan çiçekler gibi…
Vedalar hep emeksizdir.
Daha dün “İşte bu sensin, aradığım kişi” diyen,
Bugün başka bedenlerde başka ruhlar arar.

Ne bir yüreğe sığabilir,
Ne de söylediği sözlerin arkasında durabilir.

Ve sonra kendini “bilge” ilan eder.
Kaybettiği kişiyi “zavallı” ya da “talihsiz” ilan eder.
Çünkü o hâlâ arayıştadır… ama bulamıyordur.
Ruhları uyuşmamıştır sözde.
Kimse onu anlamamıştır.
Kendinin zor biri olabileceği hiç aklına gelmez.

Dünyaya hep eksikleri tamamlama misyonuyla bakar.
Kendisini ulaşılmaz, başkalarını yetersiz bulur.
Ve o yüzden kolay vazgeçer, kolay tüketir sevdalarını.

Bitirirken bile çabasızdır.
Tek bir cümleyle bitirir, tek başına karar verir.
Unutur ki,
Vedayı kabul eden aslında çoktan gitmiştir.

Yani…
“O”nun vedasıdır bu, senin değil.

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Biraz acı, biraz sızı… derken:
“Merhaba yeni hayat!” diyecek gücü bulur insan kendinde.

İlişkilerinizi gerçekten sizi hak eden insanlarla yaşayın.
Zorlamayın. Oldurmaya çalışmayın.
Ve unutmayın:
Olmuyorsa... aşksızlıktan ölmezsiniz ya.

– Belgin BAYKAL

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...