Bu Blogda Ara
30 Temmuz 2013 Salı
Bir hayat! Bir insan!
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Kartallar Yüksek Uçar!
Özgürlüğüne, gücüne, karizmasına özenirler,
ama o karizmanın nasıl kazanıldığını umursamazlar.
Geçtiği yollar, verdiği mücadele hep göz ardı edilir.
Çünkü herkes kartal gibi görünmek ister,
ama kartal olmanın bedelini ödemek istemez.
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Kınalı Ali
Üst Teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor
bir taraftan onlarla laflıyordu.
Nerelisin? Gibi, sorular soruyordu.
Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü.
“Adın ne senin evladım? …”
“Ali…”
“Nerelisin? ”
“Tokat Zile komutanım”
“Peki evladım bu kafanın hali ne? ”
“Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım…”
“Neden?”
“Bilmiyorum komutanım…”
“Peki! Gidebilirsin Kınalı Ali”
O günden sonra herkes ona “Kınalı Ali” der ve
kafasındaki kınayla dalga geçerler..
Ama kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla
tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır Ali.
Bir gün ailesine mektup yazmak için arkadaşlarını çağırır.
Çünkü okuma yazması yoktur Ali’nin.
Hep beraber başlarlar yazmaya.
Ali söyler, arkadaşları yazar:
“Sevgili anne babacım, ellerinizden öperim. Ben burada çok
iyiyim, beni merak etmeyin…”
Kız kardeşini ve kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar.
Köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır.
Kendilerini merak etmemesini, onlar var oldukça düşmanın
bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.
Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının
sonuna anasına not düşer
(Ali’nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi
daha vardır)
“Anacığım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve
arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler.
Sakın kardeşim
Ahmet’e de yakma! Onla da dalga geçmesinler! Ellerinden
öptüm…”
Aradan zaman geçer. İngilizler kesin netice almak için tüm
güçleriyle Gelibolu’ya yüklenirler.
Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşerler.
Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli
olmamıştır.
Gelibolu düşmek üzeredir.
Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramaz.
Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildir.
Onlar yeni gelmiştir.
Komutanların bu düşünceli halini gören ve durumun
fazlasıyla önemini anlayan Kınalı Ali ve arkadaşları,
komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini
söylerler.
Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz
gönderir.
Kınalı Ali’nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit
olmuştur.
Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı
mektubun yanıtı gelir.
Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp
okumaya karar verirler.
(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesi’nde sergilenmektedir.)
Babası anlatır Ali’nin: “Oğlum Ali
nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim selam ederim.
Öküzü sattık paranın yarısını sana,
yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz.
Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten.
Artık Zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için
yorulmuyorum da.
“Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi
düşünmeyin” der, köyü, akrabalarını anlatır ve mektubu
bitirir.
“Ali ananın da sana diyeceği bir şey var…”
“Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler,
kardeşime de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle
seninle dalga geçmesinler. Biz de üç şeye kına yakarlar:
1- Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban
olsun diye…
2- Kurbanlık koça; Allah’a kurban olsun diye…
3- Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsunlar
diye…
Gözlerinden öper selam ederim. Allah’a emanet olun…”
Mektubu okuyan Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra
hıçkıra ağlamaya başlarlar…
Sözün bittiği yerdedirler…
“Çanakkale geçilmez” bu uğur uğruna verilen canlar, dökülen
kanlar tüm analar tarafından helal edilmiştir. Ama terör için
aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Hiçbir ana, karnında dokuz ay taşıdığı yavrusunu, her gün
gözünün içine baka baka büyüttüğü kuzusunu, hain
saldırılarla koca bir hiç uğruna kaybetmeyi kabullenemez.
Bu acıyı dindirecek ne para! ne de manevi destek olabilir.
Artık,
“Terörü lanetliyoruz, içimiz yanıyor” diyen büyüklerimizin yangınına
samimiyetle bakamıyorum.
Bir sabah uyandıklarında,
ucuz bir terör saldırısında kendi çocuklarını kaybettiklerini düşünsünler.
Doğumundan bugüne kadar yaşadığı her anı
gözlerinin önünden geçirsinler.
Bu ağır kaybetme duygusunu yaşamadan bu acı gerçekten anlaşılmaz.
Ve bu terör bitmez.
Evladımı öldüren birine dostça elimi uzatamam,
kusura bakmasın kimse.
İçinde öfke ve kini dinmemiş biri, her zaman potansiyel bir katildir.
Bir gün, bir fırsat bulduğunda intikamını mutlaka alır.
Bu yüzden barış yaklaşımı herkese uygun değildir.
Evlat acısından, en yakının acısından söz ediyoruz.
Telafisi olmayan acılardan...
Olaylara daha akılcı ve sağduyulu bakmak gerekir.
Bu dünya, hep söylediğimiz gibi geçici.
Ama hayatlarının baharında, bir sürü hayalle toprağa verilen şehitlerimiz…
Onlar yarım kaldılar.
Kimisi yeni doğmuş çocuğunu göremedi.
Kimisi nişanlısını, kimisi annesini,
kimisi tüm sevdiklerini gözyaşlarıyla arkada bıraktı.
Her şeyin bir vebali vardır.
Ve bazı veballerin ödemesi çok ağırdır.
Bu acılara sebep olan herkesin,
Allah yardımcısı olsun.
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Paspas Altındaki Anahtar Olma!
Geçen gün gözüme bu cümle çarptı ve üzerinde yazı yazacak kadar düşündüm.
"Anahtar gibi sadece kaybolduğunda aranan biri olmak istemiyorsan;
'nasıl olsa paspasın altındadır' rahatlığını vermeyeceksin kimseye…"
İnsan doğası gerçekten çok nankör…
Amacına ulaşmak için verdiği çabayı, daha sonrasında verme ihtiyacında bile hissetmiyor…
Ama hep bekliyor! Arasın, sorsun, değer versin, sevsin, gelsin, gitsin vs.
İş vermeye geldiği zaman, kendisini daha kıymetli görüyor ve gerek duymuyor.
Çünkü karşısındakini “paspasın altına bırakılmış anahtar” gibi görüyor.
Her zaman emrine amade ve orada!
Karşı tarafa bu güveni de maalesef paspas altında
hep hazır bulunan “Anahtar” veriyor yani bizler.
Çünkü hep orada, aranıldığında bulunacak yerde.
Hiçbir zaman kaybolmamış ve ev sahibine sadık kalmış.
Yerini beğenen begonya çiçeği gibi…
Peki! Bunun doğrusu nedir?
İnsan hayatında güvenilir ve sağlam olmak, değer görmemek mi demektir!
Her zaman karşı tarafa kaybolma hissi vermek, ilişkiyi güvensiz hale getirmez mi?
Neden bu tarz ilişkilere hep strateji gerekir?
Neden insanlar düzgün giden ilişkilerden hoşlanmazlar?
İçlerinden hep yıpratıcı ve yorucu ilişkileri tercih ederler.
Monotonluk mu? Yoksa huzur mudur insanı dağıtan?
Her şey güzel giderken iki taraftan birine çok gelir bazı şeyler.
Harcayacak bir şey arar ve en çabuk aklına gelen paspasın altındaki anahtardır.
Bilir ki! O her aradığında yanında olmuştur. Ona gidecek güvensizliği vermemiştir.
O zaman değersizliği de hak etmiştir.
Hayatında her daim yanında olmanın bedelini ödeyecektir.
Ne kadar acımasızca kurulmuş düzen değil mi?
Dengesizlik ve tutarsızlıklar üzerine.
Yalanlarla dolanlarla, kendi kendini aldatan insanlarla…
Geçen gün bir arkadaşımla uzun sohbet ettik. Uzun süreli çok güzel giden
ilişkisini sadece sıkıldığı için sonlandırmış.
Her yönden anlaştıklarını ballandıra ballandıra anlattı.
Anlatırken hem özlem hem pişmanlık hem de özgür olmanın mutluluğu vardı gözlerinde.
Bu üç duyguyu yaşarken, sağlıklı bir ilişki yaşayamıyordu belli ki.
Her şeyin çok güzel olduğunu, birlikte birçok ortak yönlerinin olduğunu ama bitmesi gerektiğini söyledi.
Çünkü kendisini çok kıskaç altında hissetmiş.
Sonuçta, ikisi de ilişki konusunda olgunlaşmış,
birer evlilik atlatmış ve aradıklarını gerçekten
birbirlerinde bulmuş kişilerdi bana göre.
Aralarında bitmesini gerektiren hiçbir şey
göremedim. Ama o kendisini bir türlü o mükemmel giden ilişkisine sığdıramamıştı.
Hal böyle olunca; ister istemez düşünüyorsun…
İnsanlara batan şey nedir diye?
Neden bu hale geliyorlar?
Gerçekten de rahat mı batıyor kişilere.
“Aradığımı bulamıyorum” diye söylenip
gezerken, bulduklarında neden çabucak tüketiyorlar güzel olan şeyleri.
İnsanın önce ne istediğini bilmesi! Sonra ilişki arayışına girmesi gerekir.
Eğer kendilerini ilişki yaşayacak ya da yürütecek potansiyelde görmüyorlarsa,
ilişkiden uzak durmalı ya da kendileri gibi olan kişilerle bir araya gelmeliler.
“Paspas altında anahtar” olmak kötü bir şey değil.
Kötü olan, anahtarı her zaman aynı yerde
bulanın ona gösteremediği sadakat ve özen olmalı…
Siz siz olun! ilişkiyi oldurmaya çalışmayın.
Olmayan şey hiçbir zaman olmaz!
Kendinizi değerli görün ve size rahatsızlık veren
her türlü ilişkiden kurtulun.
İlişkiler iki kişiliktir müstakil değil, İki tarafında
özverisiyle yürür.
Özverinin bittiği yerde, ilişki de biter.
Sevgilerimle
Belgin Baykal
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Haksız Kazanç Değil mi?
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
12 Ağustos 2012 Pazar
Bir Yüreğin Şarkısı: Sezen Aksu
Geçen akşam açık hava konserinde,
o minicik bedeninde koca bir yürekti Sezen AKSU.
Hayranları ona “Sen kraliçesin, sen en büyüksün” derken,
onda büyük bir mahcubiyet vardı.
“Anlamıyorum sizin bu sözlerinizi ve inanın çok utanıyorum” diyordu.
Yıllardır sahnelerde, yere göğe sığdırılamamış ama
onun karakterine hiç yansımamıştı şanı, şöhreti…
Ne kadar “Yalnızlık” şarkısı yazsa da,
hissederek yazmadığı tek kısım dostluklarına dair olanı olmalıydı.
Konserinde vazgeçemediği orkestrası, vokalleri ve tüm yardımcıları
o kadar candan ve yürekten yanındalardı ki, bunu anlamamak mümkün değildi.
Sezen Aksu olmak kolay değildi. Karşılıklı yapılan bir alışverişti aramızda…
Tüm acıları en derinlerinde yaşarken üretmekten vazgeçmemiş,
bütün aşkların dile gelmiş haliydi o.
Onun şarkılarıyla her duygumuzun akortlarını yaptık.
Onunla sevindik, onunla üzüldük, onunla ağladık.
Tek ezberleyebildiğim şarkılar onun şarkılarıydı.
Bu da onun bir başka farkıydı işte.
Her yaşadığım duyguyu kendime has sanırken,
Sezen o duygular üzerine şarkılar yapmıştı.
Kaybolan yılları olsa da yaşanmamış duyguları yoktu anlaşılan.
Ne kadar kabul etmese de bizim ve tüm aşk şarkılarının kraliçesidir o.
Sussan olmuyor susmasan olmaz
Dil dursa Hakim Bey tende can durmaz
Yazsan olmuyor yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma tek durmaz,
(18 yıl önce Sezen Aksu yazmış bunun sözlerini ve yeni meşhur olmuş.
Konserinde gülerek anlatıyor “ya ölseydim de göremeseydim bu günleri diye.” :)
Sen çok yaşa Sezen…Yaşa ki hep üret…
Sevgilerimle,
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Beklentinin Sessiz Yükü
Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...
-
Geçen gün gözüme bu cümle çarptı ve üzerinde yazı yazacak kadar düşündüm. "Anahtar gibi sadece kaybolduğunda aranan...
-
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanlardandır. Bazıları 70 yıl kadar yaşar. Ama bu uzun ömür için, 40 yaşına gel...
-
Aile terapisti Dr. Susan Mandel, “Erkeklerin aldatmakla ilgili sorunları şu: Erkekler kadınlar gibi ilişkilerde yapıcı ve iletiş...





