Bu Blogda Ara

9 Mart 2026 Pazartesi

Beklentinin Sessiz Yükü






Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt.
Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler.

Bu duygu emek verdiğin yerde doğar.
Bir bağın, bir hatırın, bir geçmişin içinde büyür.

Onu kesip atmak kolay değildir.
Çünkü onunla birlikte birçok şeyi de kesmiş olursun.

Ve insan bazen ne yaparsa yapsın
eskisi gibi olamaz.

İçinde biriken küçük beklenti tanecikleri
seni hep bir günün ihtimaline götürür.

Özel bir gününüzde hatırlanmak,
yaptığınız bir başarının duyulmasında destek görmek…

Eğer siz başkaları için bunları yapan biriyseniz
hiçbir şey ummamayı öğrenmek kolay değildir.

İnsan verdiği değerin
hiç değilse küçük bir yankısını duymak ister.

Ve o yankı gelmediğinde
sessizce kabullenmek kolay olmaz.

Belki de insanı zorlayan şey
beklemek değildir.

Beklediği şeyin
başkası için bu kadar anlamlı olmamasıdır.

Oysa siz hatırlarsınız.
Başkası için önemli olan ayrıntıları, söylenen sözleri, önemli tarihleri...

Birinin sevincine ortak olmayı,
birinin emeğini görünür kılmayı,
birinin hayatında küçük de olsa yer tutmayı önemseyen biriyseniz
içinizdeki o sessiz beklenti kolay kolay kaybolmaz.

Zamanla insan bunu saklamayı öğrenir.
Daha az dile getirir, daha az gösterir.

Ama tamamen yok olmaz.

Çünkü beklenti bazen bir talep değil,
sadece hatırlanma ihtimalidir.

Ve insan, değer verdiği yerde
o ihtimalin tamamen yok olduğuna inanmak istemez.

Beklentinin bittiği yerde ilişkiler artık eskisi gibi ilerlemez.
Bunu yok saymak bir öğüt olabilir.

Ama benim için sağlıklı olan, bunu konuşabilmek ve dile getirmektir.

Yine de değişen bir şey yoksa,
belki de insanın o ilişkide
karşısındaki kadar sessiz kalmayı öğrenme vakti gelmiştir.


Sevgilerimle,

Belgin Baykal

17 Şubat 2026 Salı

Hayaliniz Felaketiniz Olabilir mi?








Kimisi için hayat, açık büfe bir restoranda kendini kaybetmek gibidir.
Tabağı doluyken bile gözü alamadıklarında olur.

Yetinmeyi bilen içinse mesele daha sadedir:
Tabağının ve midesinin aldığı kadardır hayat.

İnsanın gözünü bir türlü doyuramaması bir hastalık mıydı,
yoksa öğrenilmemiş bir terbiye mi?

Hep bir başkasının hayatına bakmaktan,
başkasının sahip olduklarına özenmekten
insan kendi hayatını göremez olur.

Oysa onun hayatı da bir başkası için hayal kurma sebebidir.

Sahip oldukları yetmez bazılarına.
Ama yetmemesinin sebebi eksiklik değildir.
Kıyaslarıdır.

Gözü hep yukarıda olan insanın huzuru olmaz.
Çünkü yukarının sonu yoktur.

Daha zengin biri vardır.
Daha güçlü biri vardır.
Daha genç, daha güzel, daha gösterişli biri mutlaka vardır.

Ve kıyas başladığı yerde
şükür susar.

Oysa doymak, sahip olmakla ilgili değildir.
Doymak, kabul etmekle ilgilidir.

“Bu benim.” diyebilmekle.
“Bu bana yeter.” diyebilmekle.

Gözü hep yukarıda olan insan
bulunduğu yeri kabullenemez.
Ve kabullenemediği her yerde
yanındakini de huzursuz eder.

Çünkü sürekli bir eksik duygusu yayar etrafa.

Oysa gerçek güç
hep daha fazlasını istemek değil,
elindekini küçümsemeden görebilmektir.

Yukarı bakmak kötü değildir.
İnsan hayal kurar.
İnsan daha iyisini ister.

Ama hayal, şükrü susturuyorsa ve gözün, 
sahip olduklarını görmezden geliyorsa…

Hayal sandığın şey, eğer seni körleştiriyorsa…
bir gün seni gerçeğinle yüzleştirir.


Sevgilerimle,
Belgin Baykal





5 Şubat 2026 Perşembe

Manipülasyonsuz İlişki Olur mu?





“Bazen manipüle edildiğini sanırsın,

oysa sen de yaparsın.”


Bir noktadan sonra mesele söylenenler değil,

söylenmeyenlerin sende bıraktığı ağırlık olur.

Sürekli kendini açıklama ihtiyacı,

durduk yere gelen suçluluk,

adını koyamadığın bir huzursuzluk…

Kimse açıkça incitmez belki,

ama sen yavaş yavaş eksildiğini fark edersin.

İnsan bunu ilk başta ilişkiye yormaz.

Kendine yüklenir.

Yanlış anladığını düşünür,

fazla hassas olduğuna inanır.

Bir gün fark edersin ki

sürekli tetikte olmak,

sözlerini tartmak,

kendini küçülterek anlatmak

sevgi değildir.

Sevgi, insanın kendisiyle bağını koparmaz.

Manipülasyon ise bunu sessizce yapar;

suçlu hissettirerek,

kararsız bırakarak,

kendinden şüphe ettirerek.

İnsan tam da burada yorulur.

Çünkü karşısındakini değil,

kendi gerçeğini savunuyordur artık.

Ve bu savunma hâli bittiğinde

şunu anlarsın:

uzaklaşmak bir kayıp değildir,

bazen tek sağlıklı tepkidir.

Ama bazen insan şunu da fark etmeli:

manipüle edildiğini sandığı yerde

başkasına aynı şeyi yapabildiğini…

Hep kendine yapılanları sayarken,

kendi suskunluklarını, geri çekilişlerini,

küçük kontrol alanlarını görmez.

Her şey ona oluyormuş gibi hisseder;

kendini sadece mağdur sanır.

Oysa ilişkiler çoğu zaman

tek yönlü yaşanmaz.

İnsan hem incinir

hem incitebilir.

Ve bu fark ediş,

en sessiz ama en dönüştürücü olandır.


Sevgilerimle

Belgin Baykal



15 Ocak 2026 Perşembe

Sessizce Eksildiğim Yerden



                                                 “Dışarısı yağmur, içerisi karar.”


Bir an gelir ve ertelediğin ne çok şeyi fark ederken bulursun kendini.

Oradan oraya, iyilik ve yardım adına

hoyratça kendini yorarken;

sevgiyle verdiğini sandığın şeyler

zamanla içinde sessiz bir dönüşüm hâli alır.


Kimseyi suçlamadan, kimseyi yüceltmeden…

Sadece gerçeği kabul ederek yüzleşirsin.

Ve sonuç, senin istediğin gibi değilse

işte kırılma noktan tam da orasıdır.


Her şeyi sil baştan gözden geçirir,

hayatını ve kendini korumaya alırsın.

Kendin için aldığın bu karardan

şu sözler çıkar ortaya:


"Ben yardımı sevgiden yaparım.

Kendimi yok ederek değil.

Bir başkasının yükünü taşırken

kendi omuzlarımı çökertmek zorunda değilim.

Emeğimi, huzurumu ve alanımı korumak

vicdansızlık değil.

Bu, hayatta kalma biçimim."


Çünkü insan kendini tükettiği yerde

kimseye gerçekten iyi gelemez.

Ve artık şunu iyi öğrenirsin:

"Canımı yakan, beni küçülten,

sessizce eksilten yerde artık yokum.

Gücümün, niyetimin ve kalbimin anlaşıldığı yerde varım."


Bu bir kopuş değil.

Bu bir kaçış hiç değil.

Bu, kendinle yaptığın adil bir sözleşme.


Sevgilerimle

Belgin Baykal


6 Ocak 2026 Salı

Kimse Fark Etmedi






Suyu çekilmiş bir portakal gibiyim bugün.

Dışarıdan parlak, yuvarlak, hâlâ “iyi” sanılan.

Oysa içi öyle mi?

Annem giderken

içimdeki suyu da almış gibi.

Kimse fark etmedi.

Kabuk sağlam kaldı çünkü.

Oysa annem

portakalın içiydi.

Sessizce besleyen,

kimse bakmazken tat veren.

Sana kendini en güzel meyve hissettiren.

Şimdi insanlar uzaktan seviyor beni.

Yaklaşmıyorlar.

Yaklaşırlarsa anlayacaklar tadın kaçtığını.

Ben de anlatmıyorum.

Annesini kaybeden biri

kendini anlatamayacak kadar yorgundur.

Sıkıcıdır ortamı, yaslıdır,

dalgındır sohbeti.

Gerçek insanlar yanında olur

ya da uzaktan elini uzatır.

Seninle olduğunu hissettirir.

Annenin boşluğunu

kimse dolduramaz artık.

Sadece oyalanırsın kalan zamanda.

Yeniden iyi bir portakalmışsın gibi

gezinirsin ortalarda.

Ama içinin susuzluğunu

sadece sen bilirsin.

Belgin Baykal

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...