çalışanların dilinden düşmeyen ortak bir umut hedefi.
Bu Blogda Ara
17 Mayıs 2012 Perşembe
Ne Zaman Emekli Olacağım?
çalışanların dilinden düşmeyen ortak bir umut hedefi.
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Magazin mi, Mahremiyet mi?
Gündemdeki aşklar ve skandallar sanki hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.
"Kim kiminle birlikte?",
"Evlenmiş mi, ayrılmış mı?",
"Hamile mi, değil mi?",
"İlk sevgilisi kimmiş?",
"Kaç kişiyle beraber olmuş?"
Bu sorular ekran başında hepimize sorulmuş gibi izliyoruz magazin programlarını.
Oysa gerçekten bu kadar ilgilenmemiz gerekiyor mu?
Magazin haberlerine bakıyorum da…
İyi ki ünlü biri olmamışım!
Gerçekten bu kadar sabırlı olamazdım.
Yakın bir arkadaşımla yemeğe çıksam,
Ertesi gün gazetelerde sevgili olarak uyansam…
Ayağım burkulup yanlışlıkla birinin koluna tutunsam,
"Çok içti, ayakta duramıyordu!" diye başlık atılsa…
Her gün gerçekle ilgisi olmayan bir haberle güne başlamak…
Evet, magazin haberciliği 'ne kadar abartı, o kadar reyting' formülüyle iş yapıyor.
Ama o insanların bir hayatı, bir ailesi, bir mahremiyeti var.
Ve bazıları gerçekten sadece işini yapıp sahneden inmek istiyor.
“Onları biz ünlü yaptık, istediğimiz gibi haber yaparız” yaklaşımı,
zorbalıktan başka bir şey değil?
Evet, kameraların ilgisini seven ve her fırsatta görünmek isteyen isimler var.
"Şurada olacağım, gelin beni çekin!" diyenler…
Onların haberini yapın, ne istiyorlarsa versinler size.
Ama sırf tanınıyor diye, sokakta yürürken bir fotoğrafını
ya da videosunu çekmek,
sürekli özel hayatına müdahale etmek…
Bu çok hazmedilir bir şey değil.
Işıl ışıl görünen hayatların bedeli de ağır oluyor.
Yediğiniz, içtiğiniz, sevdiğiniz, güldüğünüz, ağladığınız...
Her şeyiniz ortak alan oluyor.
Bir sabah baş ağrısıyla kalksanız bile görenler için haber oluyor.
“X çok bitkin görüntülendi.”
Ve maalesef bazı insanlar bu haberlere koşulsuz inanıyor.
O yüzden basın özgürlüğü kadar, mahremiyete de saygı olmalı.
Ünlü olmak, özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalmak değildir!
Bu baskılardan bunalan birçok isim, çareyi yurt dışında,
özellikle Amerika’da buluyor.
Basın mensupları biraz da empati yapmalı.
Haber başlığı atmadan önce iki kere düşünmeli.
Magazin sadece eğlence değil, aynı zamanda etik olabilir.
Birinin utancı, mahcubiyeti ya da mutsuzluğu,
sizin mesleki "başarınız" olmasın.
Sevgiyle kalın,
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Eğitim Sistemimiz Nereye Gidiyor?
Eğitim ve öğretim sisteminde alınan ani kararlarla,
milyonlarca gencin ve yeni eğitim hayatına atılan
çocuklarımızın geleceği ciddi anlamda etkileniyor.
Bir dönem "Dershaneler kapatılacak!", sonra
"Sınav sistemi değişiyor!", ardından "Uzaktan eğitime geçiyoruz!",
şimdi de "Etüt merkezleri, online platformlar ve
özel derslerle destekleyin" deniliyor.
Ama hâlâ ne öğrenciler ne öğretmenler bu değişikliklerin hızına yetişebiliyor.
Bir yandan EBA, online dersler, pandemideki kopukluklar derken,
diğer yandan LGS, YKS gibi tek bir güne sıkıştırılmış
sınavlarla geleceğini belirlemeye çalışan bir nesil büyüyor.
Çocuklar neye inanacağını şaşırdı.
Kimliklerini tanımadan, ailelerinin beklentileri ve sistemin baskısıyla
baş etmeye çalışıyorlar.
Devlet okullarında eğitim kalitesi eşit değil.
Birçok öğretmen, maddi tatminsizlik nedeniyle kendini geliştirmek yerine
özel derse yöneliyor.
Çocuklar, okulda öğrenemediklerini sosyal medyada videolarla ya da özel platformlarla tamamlamaya çalışıyorlar.
Yabancı dil bilgisi hâlâ "hello-how are you" seviyesinde,
matematik dört işlemden ibaret,
tarih ezber, coğrafya haritasız...
Türkçe ise sosyal medyada katlediliyor.
Noktalama işaretleri, büyük harf kuralları neredeyse kullanılmaz hale geldi.
Eğitimin temel amacı, sadece sınav kazandırmak değil, ahlaklı,
üretken, sosyal bireyler yetiştirmek olmalı.
Sınavlar bu kadar belirleyici olmamalı.
Gençler, tüm bir yılı sadece 3 saatlik sınav için yaşıyor.
Sınav günü mide spazmı geçirenler, bayılanlar, kaygıdan uyuyamayanlar
geleceğini bu sistemle belirliyor.
Aile baskısı, "başarılı ol" cümlesinin ardına gizlenmiş hayal kırıklıklarını da beraberinde getiriyor.
Eğitimde önce altyapı oluşturulmalı.
Pilot uygulamalar yapılmalı. Avrupa ülkeleri bu konuda örnek alınmalı.
Öğrenciler yeteneklerine göre yönlendirilip desteklenmeli.
Ve en önemlisi: Çocuklarınızdan robot gibi davranmalarını beklemeyin.
Onlara değer verin, sevgi gösterin, mutlu olmalarını önemseyin.
Klasik nasihatlerle değil, birlikte zaman geçirerek yol gösterin.
Renkli, anlayışlı, esprili olun. Eğitimi birlikte yaşayın.
Unutmayın, her şey sizin elinizde.
Hepinize kolay gelsin, iyi dersler:)
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Ne Kadar Samimisiniz?
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Kadının Yeri!
"Hanım" lafı nereden geliyormuş meğer!
Söylenir ki, bir gün Cengiz Han, tüm hanlarını toplamış,
sağ yanına da eşini oturtmuş.
Cengiz Han, hanlarına:
— “Ben Hanlar Han’ı Cengiz Han, hepinizin hanıyım” demiş.
Eşini göstererek:
— “Bu da benim hanım” demiş.
İşte erkeklerin “eşim” anlamında kullandıkları “hanım” kelimesi oradan geliyormuş.
O zamanlar bile, güç ve kuvvetinin en zirvede olduğu döneminde Cengiz Han,
eşinin yerini ne kadar önemli kılmış.
Herkesin önünde, saygınlığını ve toplumdaki yerini belirtici
bir şekilde seslenmiş hanımına.
Bizde ise kadının yeri hâlâ tam olarak saptanamamış…
Ne yaparsa yapsınlar, erkeklerin birçoğunun gözünde kadın hâlâ
koca bir hiç olarak görünüyor. Ya da öyle görmek istiyorlar.
“Eksik etek” diye adlandırılan kadın, ne kadar çalışıp didinse,
toplumda bir yer edinse de, eşinin gözünde gerekli sevgiyi ve ilgiyi göremiyor.
Bazı kadınlarımız, köle pazarı gibi hem para kazanıp hem de
işsiz kocalarına bakarken, ayrılmayı ağzına bile alamıyor.
Cesur olanlar ise ölümü göze alarak evlerinden ayrılıyorlar.
Burada devreye cehalet, kıskançlık ve aşağılık kompleksi giriyor.
Kendisine yetemeyen erkeğin gözü dönüyor ve evine dönmeyen
karısını gözünü kırpmadan öldürüyor.
Şiddet gören kadınlar için “Mor Çatı” kurumu tüm sorumluluklarını üstlenerek
onlara yardımcı olmaya çalışıyor.
Toplum olarak bizim de destek vermemiz gerekiyor.
Ama en çok da görev emniyetimize düşüyor.
Şikayetler önemsenmeli ve kadınlarımız daha fazla korunmalı…
Daha çok eğitici seminerler verilmeli, bununla ilgili televizyon programları olmalı.
Artık televizyonun girmediği ev yok gibi. En etkin iletişim aracı.
Ama bizde maalesef daha çok, lüks hayata özendirici ya da aşiret
ve intikam dolu diziler yer alıyor.
Artık bu ölümlere bir son verilmeli…
Kadın, tüm toplumlarda gerçekten kutsal bir değer taşımalı.
Öncelikle “anne” olma özelliğinden dolayı.
Her kadın, sevildiği sürece yapamayacağı özveri yoktur.
Çalışma şekli sadece ve sadece “sevgi ve övgüdür”.
Kadınlarımıza sahip çıkalım…
Sevgilerimle,
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Başka Yaşamlara Özlem!
Hiçbirimiz sahip olduğumuz hayata tam anlamıyla malik değilizdir.
Başkalarının yaşamları, aileleri, çocukları hep örnek teşkil eder.
Herkes birbirini mukayese ile ne canlar yakar.
Memnuniyetsizlikler hep örneklemelerle gün yüzüne çıkartılır.
Bütün çevremiz gözden geçirilir ve örnek verilecek adaylar bulunur.
En ufak tartışmalarda ya da keyifsiz durumlarda hazır kişiler ortaya sunulur.
Herkesin kocası, çocuğu, karısı, annesi, babası,
kardeşleri başka bir kıymet kazanır.
Bilmezler ki o örnek gösterilen aileler dört duvar arasında neler yaşarlar.
Gerçekten örnek midirler?
Ya da onların gözünde de sizin örnek olabileceğiniz gibi,
“Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür” Ne kadar güzel bir atasözüdür.
Sizde olan şeylerin, başkasında daha kıymetli gözükmesi…
İnsanlar ellerindekinin kıymetini gerçekten kaybedince anlarlar.
Her kaybettiklerinde de ders aldıklarını sanırlar ama
bir zaman sonra değişen hiçbir şey olmaz.
Doğası gereği eski haline dönerler.
Sahip olduğu şeyi elinde tutma kavramını henüz keşfedememiştir.
Daha doğrusu çok şey yaptığını sanır ama yapılması
gereken gerçek şeyleri yapmaz.
Sevdiklerinden sevgisini ve ilgisini esirger.
Madde gibi görür her şeyi.
"Bütün ihtiyaçlarını karşılıyorum daha ne istiyor" şeklinde!
Hiç kimse kaybetmeyi düşünmez.
Ama büyük bir detay atlanır.
Sahip olduklarınıza ‘sizin’ duygusuyla bakmayın!
Anlık yanınızda olduğunu düşünün,
Ertesi günü başınıza neler geleceğini biliyor musunuz?
Sizin olduğunu sandığınız şeyler gerçekten sizin mi acaba?
Ölüm ve ayrılık denen bir kavramın olduğu yerde,
bu kadar emin bir hayat nasıl yaşanır?
Her gün bir daha görüşmeyecekmiş düşüncesiyle
baktığımız zaman, yine aynı ilgisizliği gösterebilir miyiz?
Size değer veren insanlarla oturup sohbet etmek yerine,
televizyon izliyorsanız ya da başka şeylerle zaman geçiriyorsanız
kaybınız gerçekten çok derin olur.
Sadece iyi not alınca çocuklarınızı sevip takdir ediyorsanız
onların çocukluklarını çalıyorsunuz demektir.
Onların her gün sağlık ve mutlulukla eve gelmeleri en büyük ödüldür.
Çocuklarınızı, eşinizi, dostunuzu değer vererek karşılayın ve uğurlayın,
Sizin için ne kadar önemli olduğunu hissettirin.
Çünkü çok hazırlıksız yakalanabilirsiniz.
İçinizde ne çok keşkeleriniz kalır.
Bugünden itibaren var mısınız? Hayatınızı tekrar gözden geçirmeye.
Sahip olduğunuz her şeyle gurur duyun ve şükredin.
Başka hayatlara değil, kendi hayatınıza sahip çıkın
çünkü birileri de sizin hayatınıza özeniyor olabilir.
Sevgilerimle...
Belgin BAYKAL
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Video Kliplerim
Kendimi yazarak ifade ettiğimi anladığımdan beri yazdım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki satırlarımda kendinizden bir şeyler bulursunuz☺️
Beklentinin Sessiz Yükü
Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...
-
Geçen gün gözüme bu cümle çarptı ve üzerinde yazı yazacak kadar düşündüm. "Anahtar gibi sadece kaybolduğunda aranan...
-
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanlardandır. Bazıları 70 yıl kadar yaşar. Ama bu uzun ömür için, 40 yaşına gel...
-
Aile terapisti Dr. Susan Mandel, “Erkeklerin aldatmakla ilgili sorunları şu: Erkekler kadınlar gibi ilişkilerde yapıcı ve iletiş...





