Üstün Dökmen der ki; geleceğin suçlusunu yetiştirmenin 8 basit kuralı vardır:
Küçükken ne isterse ver! Ki, herkesin onun geçimini
sağlamakla yükümlü olduğuna inansın.
Fena sözler söylediğinde gül! Ki, kendini zeki sansın.
Ona düşünmeyi öğretme! Bırak, 18’inde kendi karar versin.
Yere bıraktığı her şeyi sen topla! Ki, sorumluluk hep başkasına ait olsun.
Onun önünde sık sık kavga et! Ki, bir gün aile dağılırsa şaşırmasın.
Harçlık verme konusunda cömert ol! Ki, kendi parasını kazanmanın
ne olduğunu bilmesin.
Her arzusunu yerine getir! Ki, hayat hep isteklerini sunsun sansın.
Her zaman onun tarafında ol! Ki, otoriteye karşı saygısızlık geliştirsin.
Ve sonra… günün birinde başına bir bela gelirse,
kendine şu sözleri söylemeyi unutma:
“Onu felakete hazırladım ama hiç değilse iyi niyetliydim!”
Gerçekten düşündürücü, değil mi?
Üstün Dökmen’in bu tespitleri yalnızca çocuklara değil,
biz ebeveynlere de güçlü bir ayna tutuyor.
Ne çok hata yapıyoruz fark etmeden…
Çocuklarımız için "en iyisini" istediğimizi söylerken,
aslında onların hayatla olan bağlarını gevşetiyoruz.
Her şeye kolay ulaşan, her dediği yapılan çocuklar ileride
nasıl mücadele edecek?
Hayatlarını biz olmadan sürdürebilmeleri gerektiğini hiç hatırlatıyor muyuz?
Kendi çocukluğumuzu hatırlayın…
Kaşla gözle yönetildiğimiz zamanları.
Etimizle kemiğimizle öğretmene teslim edildiğimiz,
eğitime saygının kutsal olduğu yılları.
Paylaşmanın, azla yetinmenin öğretildiği kalabalık evleri.
Bu şartlarda büyüdük ve güçlendik.
Bugünün çocuklarıysa yalnızlıkla, konforla, doyumla boğuluyor.
Biz çocuklarımız için her şeyi üstlenirken, onların mücadele ruhunu çalıyoruz.
Unutmayın:
Kazanmadan elde edilen şey, değerini bilmeyene yük olur.
Geleceğin suçlusu değil, geleceğin sorumluluk sahibi insanını
yetiştirmek bizim elimizde.
Sevgiyle kalın,
Belgin BAYKAL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder