Bu Blogda Ara

8 Mayıs 2012 Salı

Menajer Aileler...










Yıllar önce “Aileler Yarışıyor” diye, Erol Evgin’in sunduğu bir program vardı.
Biz bitti diye düşündük ama aileler arasındaki bu yarış hâlen devam ediyor.

Kadınlar kadınları,
Erkekler erkekleri,
Çocuklar çocukları çekemez oldu…

Herkeste bir yarış!
Herkesin gözü birbirinin hayatında.
Birbirinin eşinde, birbirinin çocuğunda…

Kimse hiçbir şeyden mahrum kalmamak derdinde.
Çocuklar en iyi yerlere gönderilmeye çalışılıyor.
Bütçeler yoklanıyor ve elde etmek için büyük çaba harcanıyor.

Menajer ailelerin çocuklarını gönderdikleri yerler takip ediliyor, oyun, spor ve sanat merkezleri araştırılıyor ve kayıtları yaptırılıyor.
Terlemesin, koşmasın, yürümesin, zorlanmasın diye tembih ediliyor.

Bilinçsizce her şeyin içinde yer alma telaşı yani!
Çocuklar mutsuz ve doyumsuz.
Paylaşım nedir bilmiyorlar!
Ayrı odaları, ayrı hayatları oldu, ruhları bozuldu.

Sürekli bir sıkıntı ve “ne yapsam?” telaşı!
Bütün gün bırakılsa, bilgisayardan kalkamayan, 

tekerlekli sandalyeye mahkûm bir gençlik gibi...
Sokakta oynayamayan, kurstan kursa koşturulan, 

enerjilerini atamayan, yemek tercihleri fast food olan bir nesil...

Bu nesli yetiştiren bizler, çocuklarımızı çok seviyoruz değil mi?
Hiç kimse onlara hiçbir şey söyleyemez, yapamaz durumları…
Bu zihniyetle okullara gönderiyoruz ve öğretmenlerden

onları eğitmelerini bekliyoruz.

Şımartılmış ve her şeyi yerine getirilmiş çocuklara 

öğretmen ne kadar eğilebilir?

Ne kadar söz geçirebilir?
Her hamlesinde karşısında bulacağı velileri düşününce, 

ne kadar verimli olabilir?

Herkesin çocuğu dokunulmaz olursa, 

okulların yetersizliğini boşuna tartışmayın!
Eğitim evde başlar, okulda şekillenir.

Öğretmen sevgisi, saygısı evde verilir.

Çocuklarımızı gerçekten seviyorsak, onların koruması olmaktan vazgeçmeliyiz.
Onlar kendilerini korumayı, eleştirmeyi, hatalarını bulmayı 

kendileri yaşayarak öğrenmeliler.
Hayatları boyunca biz onların yanında olamayız.

İş hayatlarında yöneticileriyle sorun yaşadıklarında, 

yine velisi olarak koşabilecek miyiz yanlarına?

Bırakalım, hayatla mücadele etmeyi öğrensinler.

Her şeye çabuk sahip olmasınlar!
Bazı şeylere zor kavuşsunlar ki kıymet bilsinler.
Bizler böyle yetiştik; hayal ederek ve çabalayarak.

Kendi çabamızla sahip olduğumuz her şey kıymetli oldu.
Bize anlatılanları ne kadar dikkate aldık?
“Yapma” denilen şeyler daha cazip olmadı mı?
Hepimiz bildiğimizi okumadık mı?
Seçimlerimizi kendi isteklerimiz doğrultusunda yapmadık mı?

Tabii ki çocuklarımızın her zaman yanında olacağız.
Ama menajer ya da koruma görevlisi olarak değil!
Gözetmen ve dinleyici aile olarak!

Biz nasıl bir ailemiz olsun isteriz?
O zaman öyle olmaya çalışalım.
Sevgi dolu ama kıvamında korumalı…

Sevgiyle Kalın,
Belgin BAYKAL

Hiç yorum yok:

Beklentinin Sessiz Yükü

Beklentiyi yok saymak kolay bir öğüt. Ama insan en çok, değer verdiklerinden bir şey bekler. Bu duygu emek verdiğin yerde doğar. Bir bağın...