Herkes birbirini tanıdığını sanır.
Oysa kimse kimseyi tam anlamıyla tanımaz.
Çünkü her olay karşısında insanların tepkileri ve kararları değişkendir.
Bir gün sakin kalan biri, başka bir gün ortalığı yakıp yıkabilir.
Alphonse Karr’a göre:
"Herkesin üç kişiliği vardır:
Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı."
Ne kadar da doğru…
Biz ise çoğu zaman bu üç kişiliği tek bir kalıba sığdırırız.
İnsanları ya tamamen överiz ya da bir hatalarıyla tüm değerlerini sileriz.
Herkesi kendimiz gibi sanırız.
Umutlarımız, beklentilerimiz hep bu yönde olur.
Sevilmek isteriz.
Övülmek, saygı görmek, hatta idare edilmek...
Ama aynılarını vermek konusunda pek de hevesli olmayız.
Çünkü çoğumuz kendimizi bile tanımayız.
Başkalarına anlam yüklemekten, öz eleştiri yapmayı unuturuz.
Ve her zaman karşı tarafı suçlamak kolayımıza gelir.
🪷 Hint Felsefesine Göre:
1. Karşına çıkan herkes, doğru kişidir.
Hayatımıza giren hiç kimse tesadüf değildir.
Ya bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.
2. Yaşanmış olan her şey, yalnızca yaşanabilecek olandır.
“Şöyle olsaydı böyle olurdu” gibi cümleler sadece hayal kırıklığı üretir.
Olan, olması gerekendi.
Yaşandıysa, yaşanması gerektiği içindi.
3. Her başlangıç, doğru zamanda olur.
Ne erken başlar hayat, ne de geç.
Hazırsan, o da hazırdır.
4. Bitmiş olan, bitmiştir.
Hayatımızda sona eren her şey gelişimimize hizmet eder.
Serbest bırak, gitmesine izin ver ve öğrendiğinle yola devam et.
Her şeyin bir nedeni varsa,
bazen sadece akışa uyum sağlamak gerekir.
Peki, Ne Kadar Kendinizsiniz?
Benliğimiz, ortaya karışık bir sipariş gibi…
Her gün yeni kararlarla, değişen ruh halleriyle başlarız güne.
Ne çok yapılacak, ne çok yapılmış şey vardır.
Ama neye göre yaparız bunları?
Gerçekten kendi isteklerimize göre mi?
Yoksa toplumun, çevrenin şekillendirdiği halimizle mi?
Bir gün kendi doğrularımıza inanırız…
Ertesi gün bir başkasının bakış açısı bizi bambaşka bir yöne savurabilir.
Ruhumuzdaki değişimler peşi sıra gelir.
Arada bir kendimiz gibi olmaya çalışırız…
Ama sonra o hâlin yanlış olduğunu sanıp yeni kararlar alırız.
Roller değişir.
Bazen sıcak, ılımlı, umutlu…
Bazen mesafeli, soğuk, karamsar oluruz.
Neyin iyi geldiğine bir türlü karar veremeyiz.
“Mutluyum, her şeyim var” deriz ama o anda bile eksiklerimizi sayarız.
Sevilmek, değer görmek hoşumuza gider.
Ama başkalarına gösterirken bundan cimrilik ederiz.
Övgüleri memnuniyetle alırız,
ama eleştiriler geldi mi büyük tepkiler veririz.
Gerçekler bizi rahatsız eder.
İyi şeyleri hızla kabulleniriz;
ama kötülükte hemen isyan ederiz.
Hep “mükemmel” olmak isteriz.
Ama o kelimenin taşıdığı ağırlığın farkında bile olmayız.
Şeyh Sadi Şirazi der ki:
“Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, onu eleştirin;
Basit bir adamı dost edinmek isterseniz, onu methedin.”
Kendisini geliştirmek isteyen insan, eleştiriye açıktır.
Gerçeklerden rahatsız olmaz.
Ama “Ben oldum” diyen biri, artık gelişemez.
Ve unutma…
Öz eleştiriyi önce kendin yap.
Bu hakkı herkese verme.
Kendi kimliğinle, öz benliğinle yaşa.
Ve hayatla barış içinde kal.
Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder