Uzaktan Kumanda Annelik!
İşimiz, eşimiz, yaşımız derken bir gün çocuk sahibi olmaya karar veririz.
Aile ve çevremiz de boş durmaz:
Gerek bilimsel, gerek doğrudan sorgulamalarla bizi bu yola iter.
Kadın hamile kaldığında ise mesaj artık netleşmiştir:
“Evet, bizde sorun yok! Üreyebiliyoruz!”
Herkes derin bir “Oh!” çeker.
"Tamamdır, bunları da hallettik. Sıradaki gelsin."
İlk çocuk dünyaya gelir. Aile büyük bir çabayla onu büyütürken,
çevre ve akrabalar hemen yeni bir baskıya geçer:
“Eee, ikinci ne zaman geliyor?”
“Aman kardeşsiz kalmasın!”
Kadın o sırada “başım dönüyor” ya da “midem bulanıyor” dese,
herkes bir anda jinekoloğa dönüşür:
“Ay sen hamilesin! Hadi hayırlısı!”
İkinci çocuk doğana kadar bu baskılar bitmez.
(Ben bile zamanında vazgeçmemişimdir...)
Çalışan annenin çocuğu olmak hem güzel hem zordur.
O çocuklar, uzaktan kumandayla büyür.
Sürekli telefonlar açılır:
-
Yemeğini yedi mi?
-
Ateşi düştü mü?
-
Kaç saat uyudu?
Anne ise günün yarısını evde, diğer yarısını işte geçirir.
Ama sorumluluğun tamamı annededir.
Baba?
O biraz daha rahattır.
Çünkü ona “sorumluluk” verilmemiştir.
Ama sonra da suçlanır:
“Bu çocukla biraz da sen ilgilen!”
“Baba olarak otur da bir şey öğret!”
“Ben bu çocuğu babamın evinden mi getirdim?”
“Al biraz dolaştır da nefes alsın!”
Ve baba...
Ne yapacağını bilmez.
Ama bildiği bir şey vardır:
Yakınlarda oturan annesi varsa çocuğu alır ve ona götürür.
Böylece hem annesi torununu görür, hem de kendisi rahat rahat televizyonunu izler.
Erkekler, bir çocukla saatlerce vakit geçirecek kadar sabırlı değildir.
Oyun oynarken bile yenilmeyi göze alamazlar.
(Tüm babalar değil tabii... İstisnalar kaideyi bozmuyor.)
Bazı babalar gerçekten annenin görevini üstlenir.
Her şeyi araştırır, takip eder:
-
Ne yedi?
-
Hangi besin faydalı?
-
Hangi zeka oyunları iyi?
Ama genelde...
Anne ilk çocuğunu doğurduğu gün, aslında iki çocuğu olur.
Çünkü evin erkeği de hâlâ ilgilenilmek ister.
Ve bu da aile içindeki ilk çatışmaların tohumudur.
Bu sırada, bir kişi daha devreye girer: Kayınvalide.
“Gelin çocuğuyla ilgileniyor, oğlum yine bana kaldı!”
“Kimse benim oğlumla ilgilenmiyor!”
“Ben sana bakarım yavrum...”
Evin reisi, yine “annesiyle mutlu çocuk” haline döner.
Yeni anne ise bu süreçte neye alışması gerektiğini anlamakta zorlanır:
Bebeğine mi, değişen ilişkilere mi?
O kaotik dönem geçer, anne işe dönmek zorunda kalır.
İyi bir bakıcı aranır, bulunur.
Ve çocuk en fazla zamanını onunla geçirir.
Böylece çocuk, evin kültürünü değil;
bakıcının konuşmasını, müzik zevkini, televizyon programlarını öğrenir.
Aileler, bu etkiye ayak uydurmak zorunda kalır.
Çocuk yetiştirme konusunda herkesin fikri vardır.
Ve herkesin yaptığı doğrudur(!)
Ama…
Asıl doğru nedir?
-
Meslek açısından mı?
-
Aile yapısı açısından mı?
-
İnsanlık açısından mı?
Bu üçü aynı kişide toplanırsa, işte o zaman gerçekten
iyi bir evlat yetişmiş demektir.
Çocuk, hayat boyu bitmeyen bir sorumluluktur.
İhmale gelmez…
Sevgilerimle,
Belgin Baykal

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder